Kozmokitap

7/27/2017

Siyah Lale - Alexandre Dumas || Kitap Yorumu


Siyah Lale - Alexandre Dumas


 " Oysa bir kişiyi mahvetmek ya da bir imparatorluğu devirmek üzere insanlığın işine karışan şeytansa, görevini yerine getirmesi için kulağına fısıldanması yeterli olacak bir alçağı şeytan kolayca bulurdu. " 


Alexandre Dumas 'ın kalemini çok seviyorum. Siyah Lale de harika bir kitaptı, ilginç, meraklandıcı ve sıkmayan.

 Her ayın 15 inde grup olarak Bir klasik eser okuyoruz. Bu ay da sıra  Siyah Lale'de idi. Siyah Lale benim için özel bir kitaptır. İlk okula giderken gezici kütüphaneden alıp okuduğum ilk klasik eserdi. Kitabı tekrar ama bu sefer tam metini okuyacağımı duyunca heyecanlandım ve eski günlere gittim.

1672-1973 yılları Hollandasında geçiyor kitap. Lale çılgınlığı var ve daha önce görülmemiş renklerde laleler yetiştirmeye çalışıyor üreticiler. Bu bir çeşit bağımlılık bana göre. Yeni hedefleri de lekesiz simsiyah bir lale yetiştirmek.....

Siyah Lale - Alexandre Dumas


   Siyah Lale uğruna yapılan ihanetler, hırsızlık , iftira ve bu olaylar arasında gelişen bir aşk .... Bu aşktan güç alıp filizlenen bir lale....

    Kitabı bitirince bu kitabı neden çok sevdiğimi bir kez daha anladım. Klasik eserlere zamansız ve mekansızdır. Okumaya başlamak için ise asla geç değildir ....



Siyah Lale - Alexandre Dumas
Kitabın Adı :Siyah Lale
Yazar :Alexandre Dumas
Yayınevi :İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı :La Tulipe Noire
Çevirmen :Volkan Yalçıntoklu
Sayfa Sayısı :256


   Alexandre Dumas (père) (1802-1870): On dokuzuncu yüzyılda Avrupa'yı saran siyasal ve sosyal çalkantıları yaşamasına rağmen daha çok on altıncı ve on yedinci yüzyılın tarihi olaylarını konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Yaşadığı dönemin sevilen ve en çok okunan romantik yazarlarından biridir. Siyah Lale romanı, yazarın Monte Cristo Kontu, Demir Maske gibi en tanınmış eserleri arasında yer alır. Hollanda tarihinde "lale çılgınlığı" olarak bilinen dönemin üzerinden otuz yıl geçmiştir. Johan de Witt ve kardeşi Cornelis idam edilmiştir; Hollanda, tarihinin en sancılı günlerini yaşamaktadır, bu sırada Çiçek Üreticileri Derneği ilk siyah laleyi yetiştiren kişiyi ödüllendireceğini ilan eder. Cornelis van Baerle adındaki genç bir doktor, ilk siyah laleyi yetiştirmek için harekete geçer, ama yazgısı onun bu arzusunu hapisle, aşkla ve fedakârlıkla sınayacaktır.


                                                            Kozmokitap

Heves - Sümeyye Kalyoncu || Kitap Yorumu


Heves - Sümeyye Kalyoncu

" Bir parça Heves... Pare Heves... Masumluğunu perdelemeye çalışırken kendini incitiyorsun da , bari çevrendekilere hasar vermesen? Ben şimdi doya doya sarılamayacak mıyım sana? Böyle mi kovacaksın beni gözlerinden, yüreğinden. .. O bal kokunu duyan bir insan evladı nasıl iflah olur bir daha? Susturabilir misin senden yüreğime akanları ? Yapamazsın, Heves . Yetmez gücün ... Sana uzanan bütün elleri kıracak mısın? Gücün yetmez , Heves. .. "

  Sümeyye Kalyoncu'nun okuduğum ilk kitabı Heves. Aynı zamanda Mortena Yayınlarından da okuduğum ilk kitap oluyor. Bilerek yayınevinin kitapları almamış değilim bugüne kadar. Sanırım denk gelmedi. İlk önce söylemeliyim ki kitabın kapağı harika. İki kapak yapmaları çok güzel olmuş. Alt kapakta bir balerin var ve bence çok güzel.

   Kitabı okumaya başlarken adı Heves olunca ben sözlük anlamı ile algıladım. Fakat buradaki Heves kızın ismi...

   Heves ... Pilot Baran ile balerin Pare Heves'in aşkını anlatıyor...

   “Sarıldım, Müge…”
Sigaradan derin bir nefes aldı. Nefes aldı, heves aldı. Hevesi kursağında kaldı. Hayatı boyunca olduğu gibi… “Abi? Sen bu kız için bir şey mi hissediyorsun?”
“Çok mu belli?”
“Kızın üstüne çıkıp soymamışsın. Oradan anladım sanırım.”


   Yaralı iki kardeş Baran ve Müge... Baran hayata küsmüş ve günü birlik ilişkiler ile hayatına devem etmeye çalışıyor. Müge... Yaşadığı hayal kırıklığı ve ihanet sonucunda akli dengesi bozulmuş ve şizofreni tedavisi görüyor.

Heves - Sümeyye Kalyoncu


   Heves... Baran ve Müge'nin karşısındaki eve taşınıyor kaçarak geldiği İstanbul'da...   Aynı zamanda Baran'ın da kiracısı... Bir gece kapısının hızla vurulması ile uyanıyor ve kapıyı açar açmaz burnuna yediği bir yumruk ile tanışıyor Müge ile. Tabii Müge bu olayı sabah hatırlamıyor fakat Heves'in yüzünde kocaman bir oluşmasına engel olmuyor bu durum.

Müge elini kızın köprücük kemiğinde gezdirdi. Kabartmalı yazının üstünde soğuk parmaklarını gezdirirken gözleri yeni bir şey keşfetmiş gibi şaşkınlıkla ve hayranlıkla bakıyordu. Parmakları yazıyı ezberledikten sonra dudakları oynadı.
“Ne demek?”
“Cesur ol demek.” 

   Sırlar, korkular ve iniş çıkışlar ile yaşıyorlar aşklarını... Ben onları bir köprüde karşılaşan iki inatçı keçi öyküsündeki keçilere benzettim. İkisi de inatlarından ödün vermiyorlar. Aralarındaki diyaloglar en çok da içsel monologları gülmekten öldürdü beni. Bu konuda Baran favorim oldu :)))

   Karakterler kızdığım yerler olmadı mı??? Oldu tabii , ikisini de bir temiz pataklamak geçti içimden. Sonunda doğru yolu buldular ancak kaybettikleri zaman geri alınamaz maalesef!!!!


   Başladığınız zaman bırakmak istemeyeceğiniz , hızla okunan tam yazlık bir kitap Heves. Baran ve Heves'i  sevecek en çok da Müge'ye bayılacaksınız....



Heves - Sümeyye Kalyoncu
 Kitabın Adı :Heves
Yazar :Sümeyye Kalyoncu
Yayınevi :Mortena Yayınları
Sayfa Sayısı :480


Kalbin beyin ile olan savaşında mühimat az, düşman çoktu...

Senin adını inlerken ruhum; dizginleyebilir misin içimde dörtnala koşan vahşi atları? Asıl iplerime!" Kaderinin uzun parmak aralıklarından fırsat bulup, tam da düzlüğe çıktığını düşünen Pilot Utkan Tunaboylu koşarak uzaklaşması gereken bir kadına vurulmuştu. Hayatın bu son tokadı onu yerden yere vururken; kaçtığı bu istikametin yanlış olduğunun çok sonra farkına varacaktı. "Yeni mahsullere yer açılsın diye dalımdan koparılmıştım. Sebebi olmalıydı dalımdan ayrılışımın, sana kavuşmalıydım.

Maratona erken başlayıp yolu yarılamadan nefessiz kalmış bir savaşçıydı, kurtuluş olarak gördüğü küçük dairesi kendisine cehennem olacaktı. Genç balerin Pare Heves Kahveci tıpkı yaralanan ayak parmak uçları gibi hayatını da saklayacaktı.


                                                            Kozmokitap

7/20/2017

Aç Kapıyı Ben Geldim - Metin Köse || Kitap Yorumu

Aç Kapıyı Ben Geldim - Metin Köse

Zonguldaklı yazar Metin Köse'nin Doğan Kitaptan çıkan yeni kitabı Aç Kapıyı Ben Geldim.

Mübadele yıllarında zorla Safranbolu'dan göç ettirilenleri anlatıyor kitabında yazar.

Kitapta anlatılan sadece zorla göç ettirilenler mi? Tabii ki değil. Göç ettirilenler , ayrılanlar, dostluklar, komşuluklar, aşklar ....

  İki tarih arasında gidip geliyor kitap. 1924 ve 2014 . Çoğu yerde bir bölümün bittiği cümleyle diğer tarihte diğer bölüm başlıyor . Bu tarz yazması yazarın çok daha etkileyici olmuş bana göre.

2014 Bölümün sonu:
   Ve Balzac kendini tutamayıp söylendi:
" İşte o ! Yemin ederim o!"
Mayıs 1923 
" İşte o ! Yemin ederim o!"
Bu söz ansızın ağzından çıkıvermiş , çıkar çıkmaz da korkuyla etrafına bakınmıştı Yordan. 

1924 yılında mübadele ile göç edenlerin göçüyle başlayan kitap bir sene öncesine dönerek bize olayları ayrıntıları ile anlatıyor. Safranbolu'da yaşayan müslüman ve hristiyan halkın dostluğu ve burada yaşayan hristiyanların da Türkçe dışında bir dilmediklerinden , kurtuluş savaşında Kuvvayi Milliyeye yardım ettiklerinden bahsediliyor. Bu günlük yaşam koşturmacasında da filizlenen bir aşktan: Yordan ve Güldane'nin aşkından bahsediyor bize. Lozan ile alınan mübadele kararı ile Safranbolu'da yaşayan hristiyan nüfus Yunanistan'a göçe zorlamıyor. İstemeseler de vatanı olarak Türkiye'yi görseler de gitmek zorundadırlar. Evlerini , eşyalarını , dostlarını ve gözü yaşlı sevenlerini arkada bırakıp gitmek zorundadırlar...

Aç Kapıyı Ben Geldim - Metin Köse

  2014 yılında ise bir kültür turu ile Safranbolu^yu gezmeye gelen bir grubu konuk ediyoruz evlerimize. Rehber, Murat , Tekin, Filiz ve eşi Andon'un sohbetlerine tanıklık ediyoruz. Turda Japon ve Güney Korel,i turistler olsa da kitapta ana konu bu grup oluyor. Tekin bir yazar , Murat bir şair. Onların ve bu tur sayesinden birçok detay öğrendim Safranbolu hakkında. Bu tur ile birlikte beni de gezdirmiş yörenin tarihi atmosferi hakkında bilgi sahibi yapmış oldular. Ayrıca Balzac hakkında da bilmediğim detayları öğrenmiş oldum. Yani tam anlamıyla bir kültür turu idi.

   Efsaneye göre ; Yörük  Beyi'nin oğlu , Konarı Beyi'nin kızına aşık olur, iki aşık gizli gizli Konarı Gölü'nde buluşurlar. Sonunda Yörük Beyi oğluna Konarı Bey'nin kızını istemeye gider. Konarı Beyi bu evliliğe razı olmaz. " Siz yabansınız göçersiniz!Yarın bir gün göçüp gittiğinizde ben kızımın hasretine dayanamam" der. Araya büyükler girse de Konarı Beyi razı olmaz. Mevsimler değişir. Yörük Obası'nın  göçme vakti gelir. Bakarlar ki Yörük Beyi'nin oğlu ortada yok. Ne kadar arasalar da bulamazlar. Bu arada Konarı Beyi'nin kızının da kayıp olduğu anlaşılır. İki taraf da aramaya çıkar . Bir çoban söyler âşıkların yerini, "Göl kıyısında olabilirler" der. Giderler Konarı Gölü'ne. Kızın yazmasını bulurlar kıyıda. İki taraf da ağlamaya başlar. İşte tam o an bir çift ördek havalanır gölden. Biri yeşil, biri beyaz…

Kitapta yer alan bu efsane beni çok etkiledi. İmkansız iki aşığın sonu. Kitapta da imkansız iki aşık var Yordan ve Güldane....


  Kültür turundaki grubumuz da aslında göründüğü gibi olmadığının sinyallerini veriyor okurken. Filiz'in tuhaf davranışları ve herkesin Safranbolu hakkında çok bilgili olup burayı bilmediklerini söylemesi... gibi.

Aç Kapıyı Ben Geldim - Metin Köse


   Kitabın sonunda bütün sırlar açığa çıkıyor ve biz aşkın nesiller sonrasında bile devam ettiğini anlıyoruz.


  Efsane ile bezeli , gerçeklerden yola çıkarak hazırlanmış bilgi dolu bir kurgu Aç Kapıyı Ben Geldim. Kitaptan aldığım lezzeti anlatamam. Çok tatmin edici bir kitap oldu benim için. Tavsiyemdir...



Kitabın Adı :Aç Kapıyı Ben Geldim
Yazar :Metin Köse
Yayınevi :Doğan Kitap
Sayfa Sayısı :320


   Bir çoban söyler âşıkların yerini, "Göl kıyısına bakın" der. Giderler Konarı Gölü'ne. Kızın yazmasını bulurlar kıyıda. İki taraf da ağlamaya başlar. İşte tam o an bir çift ördek havalanır gölden. Biri yeşil, biri beyaz…
1924 yılında Safranbolu'dan Skydra'ya (Yunanistan) gönderilen 485 hanedeki 3.212 Kıranköylü ile Balkanlardan Anadolu'ya gönderilen yüzbinlerin dramı. Yanlarında bir avuç toprak, bir tutam safran götüren bu insanların izini yaşatan Safranbolu… Ve geçmişin yükünü omuzlarında taşıyan çocukların, torunların hikâyesi… Aç Kapıyı Ben Geldim, yurdunu kaybedenlere, toprağından edilenlere, mübadillere, yarım kalan sevdalara adanmıştır.




                                                            Kozmokitap

Nils ve Uçan Kaz - Selma Lagerlöf || Kitap Yorumu

Nils ve Uçan Kaz - Selma Lagerlöf


    Çocukluğumda en sevdiğim çizgi filmlerden birisiydi Nils ve Uçan Kaz. Sadece eğlenceli bir vakit geçirme aracı değil aynı zamanda da bilgilendiriciydi. Yıllar sonra kitabını görünce karşımda dayanamadım ve hemen aldım. Hem eski günleri hatırlattı bana hen de çocuklarımın da Nils ile tanışmasını istedim.


   Ciltli bir kapağa sahip kitap . Böyle olunca albenisi daha fazla oluyor:)) İçindeki çizimler de çok güzel . Kitabı okurken aynı zamanda resimleri de incelemek çok keyifli.

  Bazı kitaplar her zaman dediğim gibi her yaşa hitap ediyor, zaman ve mekan sınırlaması olmuyor. Nils ve Uçan Kaz da bu kitaplardan birisi. Kitabı önce ben okudum sonra oğlum . Şimdi de kızımın kitaplığında...

Nils ve Uçan Kaz - Selma Lagerlöf


 Haylaz ve hayvanlara kötü davranan bir çocuk Nils. Birgün anne ve babası evde yokken bir orman cini yakalar ve ona da kötü davranır. Bu davranışı karşısında cezalandırılır Nils. Bu kötü davranışının sonunda küçülmüş ve parmak çocuğa dönüşmüştür. Ne yapacağını şaşırır Nils. Hayvanlar da ona yardım etmez çünkü o kötü kalpli bir çocuktur.  Yaban kazlarına katılıp göç etmek isteyen evcil kaz Martin uçarken onu yakalamak isteyen Nils bir anda kendisini havada bulur . Martin ile birlikte olan maceraları da böylece başlar. Hayvanlar alemini , dostluğu ve Nils'in kendisini nasıl geliştirip değiştiğini okuyoruz kitapta.


   Her kitaplıkta olması gereken eğlenceli ve öğretici bir kitap olduğunu düşünüyorum Nils ve Uçan Kaz'ın.


Nils ve Uçan Kaz - Selma Lagerlöf
Kitabın Adı :Nils ve Uçan Kaz
Yazar :Selma Lagerlöf
Yayınevi :Beyaz Balina Yayınları
Orjinal adı :Nils Holgersson
Çevirmen :Seadet Bağçacı
Sayfa Sayısı :120


1909 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Selma Lagerlöf’ten unutulmaz bir klasik…

Nils Holgersson, insanları kızdıran ve hayvanlara eziyet eden bir çocuktur. Günün birinde cüce bir büyücü onu parmak çocuğa dönüştürür ve Nils, harika bir yolculuğa çıkar. Çiftliklerindeki genç erkek kaz Martin ile yaban kazlarından oluşan bir sürüye katılarak kuzeye uçar ve heyecan dolu bir macera yaşar.

Küçülünce hayvanların dilini anlamaya başlayan Nils, onlara daha sevecen yaklaşan, bambaşka bir çocuk olur. Bir sincap ailesine yardım ettikten, Gümüş Tüy adlı dişi kazı kurtardıktan ve kartal Gorgo’yu özgürlüğüne kavuşturduktan sonra, yeniden gerçek bir insan olma fırsatını yakalar.

Ancak bunun da bir bedeli vardır. Nils, nasıl bir karar verecek?


                                                            Kozmokitap

7/19/2017

Ölüm Peygamberi - Alein Kentigerna || Kitap Yorumu

Ölüm Peygamberi - Alein Kentigerna


   "Hayat hakkında düşünen insanlar olmasaydı hayat daha da boş olurdu. Yaşam, onu kutsayanlardan çok , ona ait renkleri değiştirmek isteyen serkeşlerin hayalleriyle boyanır ve bu renk eninde sonunda acının renginde olur. "

   Alein Kentigerna 'nın okuduğum ikinci kitabı Ölüm Peygamberi . İlk olarak yazarın son kitabı Tanrı'nın Psikopat Çocukları kitabını okudum. Yazarın anlatım tarzını çok sevince diğer kitaplarına da bakmak istedim ve bulduğum ilk kitabı Ölüm Peygamberi'ni aldım.

   Kitap 1743 yılının Rio de Janeiro'sunda geçiyor. Kitabı okurken o yılların atmosferini ve Rio'nun bunaltıcı tozlu havasını hissedebiliyorsunuz.

Doğadaki hiçbir hayvan insan kadar vahşi ve merhametsiz olamazdı...

  Yüzbaşı Alvaro işinden ayrılmış ve kendisini alkole vermiştir. Ayrılma nedenini polis şefinden  başkası bilmemektedir. Bu da etrafta değişik dedikodulara sebep olmuştur. Karısı çocuklarını da alıp evi terk edince yüzbaşı iyice perişan hale düşmüştür.

   Tam da bu dönemde bir seri katil ortaya çıkmıştır. İnsanları vahşice öldürmekte , onları vücutlarında kesikler oluşturmakta ve anüslerine haç sokmaktadır. Bir de kurbanlarının yanına " Ben Mesiha Daggala'yım. Ölüm Peygamberi " yazmaktadır.

   Bir insan ruhtan daha fazla  bir şeydir yüzbaşı, Her insanın ruhunda canavarlık vardır. Toplum denilen o cahil ve karanlık canavar , geçmişteki tüm çağlarda özgür insanları yok etmeye çalışmadı mı? Hapsedilen bir ruh , sadece yalnızlaştırıp yozlaştırmakla kalmaz ,sonunda kendisini herkese düşman bir canavara dönüştürür. 


   Seri cinayetler çözülemeyince polis şefi istemeye istemeye Yüzbaşı Alvaro'yu göreve geri çağırır....

  Yüzbaşı Alvaro'yu hiç sevmediğimi söylemeliyim. Kendisinin bir sırrı olduğunu kitabın başından beri fark ediyorsunuz . Fakat yazar sel verip sır vermediği için bu sırrı ancak kitabın ortasında , sırrın detayını ise dip notta öğreniyoruz. Ve eminim ki bu sırrı öğrendiğinizde Alvaro'dan en az benim kadar nefret edeceksiniz. İyi bir araştırmacı ve dedektif olması iyi bir insan olduğu anlamına gelmiyor ki kendisi de kendisinden ve olduğu kişiden nefret ediyor...

      İnsanın en büyük tehlikesi kendi ruhunun karanlığı değil midir?

Cinayetlerin işlendikten sonra araştırma safhaları ve kitabın ilerleyici düşük tempoda olmuş. Bu noktada sıkılabilirsiniz ki ben de sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Fakat sonucu çok merak ettiğim için kitabı pür dikkat okudum.

  1700 lü yıllarda olduğu için atla suç mahalline gitmeler, araştırma için günümüz tertibatları olmadığından da soruşturmalar daha yavaş ilerliyor ve polis önsezisi en büyük yardımcıları oluyor.

                    Vicdanını yok edersen geriye sadece bir hayvan kalır. 

  Katil hiç umulmadık birisi çıkıyor , bu sefer tahmin edemediğimi itiraf etmeliyim. Fakat beni şaşırtan ne katil ne araştırma ne de Alvaro oldu. Kitabın sonu beni daha çok şaşırttı. Sonunda şok oldum dersem yalan söylemiş olmam.

   1700 lü yıllarda geçen polisiye gerilim okurken sonda kitabın türünde de farklılık oldu. Merak edenler için minik bir ipucu vereyim : yazar sonunda kitaba bilim kurguyu da eklemiş.

   Beni şaşırtan ve bu konuda fark yaratan kitapları severim. Ne kadar başlarda okurken sıkılmış olsam da sonunda yarattığı farklılığı sevdim yazarın.


Ölüm Peygamberi - Alein Kentigerna
Kitabın Adı :Ölüm Peygamberi
Yazar :Alein Kentigerna
Yayınevi :Panama Yayıncılık
Sayfa Sayısı :384


1743 yılında, Rio de Janeiro'ya musallat olan bir seri katil, bir ay içinde kurbanları arasında fakir köylülerin, din adamlarının, kontların ve polis şeflerinin olduğu bir düzine kadar insanı vahşice öldürür. Katil, öldürdüğü insanların yanına hep aynı kanlı imzayı karalamaktadır: "Ben Mesiha Daggala'yım, Ölüm Peygamberi." Rio valisi bu vahşi cinayetleri çözebilmesi için bir yıl önce polis teşkilatından kovulmuş, alkolik ve esrarkeş Yüzbaşı Alvaro'yu göreve çağırmak zorunda kalır.
18. yüzyılın korkunç Engizisyon Mahkemesi, işlenen cinayetleri önceden haber veren yüzü maskeli gizemli bir ressam, ilk bakışta herkesi kendine âşık eden güzeller güzeli bir kontes, şeytana taptıkları gerekçesiyle diri diri yakılan bilim insanları... Tüm bunların karşısında ise hayattan vazgeçmiş; kendini, çektiği vicdan azabı kuyusunun içine hapsetmiş mutsuz bir polis ve masum insanları vahşice doğrayıp öldüren; dine, topluma ve uygarlığa karşı savaş açmış, cani ve zeki bir katil. Belki de Deccal'in ta kendisi...
Tutkulu bir aşkın gözyaşlarıyla kavrulmuş, ıssız ve ümitsiz insanlar… Acı ve merhametsizlikle yüklü bir dünyanın ortasında sıkışıp kalmış günahkâr arzular… Ve bu günah dolu dünyanın ortasında vahşete susamış, kılıcını kınından çekmiş acımasız bir katil! Ölüm Peygamberi… Uykularınızı kaçıracak kadar karanlık, puslu, kanlı ve sürprizlerle dolu, gizemli bir polisiye…




                                                            Kozmokitap

7/15/2017

Vay Başına Yoga Gelenler || Çimen Erengezgin || Kitap Yorumu

Vay Başına Yoga Gelenler || Çimen Erengezgin


Gezginname ile tanıştım Çimen Erengezgin 'ın kalemi ile. Kitaptaki kısacık hikayeler aslında birçok duygu ve düşünceyi barındırıyordu. Sonra ikinci kitap Yeşil Bisikletli Kız çıktı. Bu kitapta da kısa hikayeler ile farkındalık öyküleri anlatıyordu yazar sıkmadan bunaltmadan. Kitaplarını okurken Çimen Hanım'ın aslında onun bir yoga eğitmeni olduğunu öğrendim. Bu daha da ilgimi çekti. Kendisinin instagram profilini ve paylaşımlarını zevkle takip ediyorum. Yaydığı pozitif elektriğe bayılıyorum . Üçüncü kitap Vay Başına Yoga Gelenler çıkınca çok şaşırmadım. Bir yoga eğitmeni olduğu için sanırım :)))

Bu kitap da kısa bölümlerden oluşuyor ve sıkmadan eğlenceli bir anlatım ile akıyor . Çimen Erengezgin 'ın kalemini seviyorum. Kitapları benim için hayata kısa bir mola oluyor.
Vay Başına Yoga Gelenler || Çimen Erengezgin


Vay Başına Yoga Gelenler ile de hayata mola verip derin bir nefes aldım, tazelendim.

Kitabı kah gülerek , kah bazı cümleleri tekrar tekrar okuyarak kah resimleri inceleyerek okudum. Evet , kitapta resimler de mevcut. Çimen Erengezgin'in hareketleri bizzat gösterdiği resimler. Bu resimler ile kitap daha bir zenginleşmiş.

Vay Başına Yoga Gelenler || Çimen Erengezgin


Çimen Erengezgin kendi ve öğrencilerinin deneyimlerinden esinlenerek yogaya başlama ve devam etme serüvenini kurguya dönüştürmüş. Bu kurgularda yoga hareketlerinin yapılışını anlattığı gibi faydalarını da anlatmış. Yoga felsefesine giriş yapmış ve çeşitlerinden bahsetmiş.

Vay Başına Yoga Gelenler || Çimen Erengezgin


Yoga merak ettiğim bir alandı. Hatta bu konuda bir dvd aldım ve çocuklar okuldayken kendi kendime yapmaya başlamıştım. Yazın çocuklar evdeyken zor oluyorlar, bana katılmak yerine dalga geçmeyi tercih ediyorlar.....

Yogaya ilgi duyun veya duymayın bence bu kitabı okumalı, Çimen Erengezgin 'ın eğlenceli anlatımı ile tanışmalısınız; )


Vay Başına Yoga Gelenler - Çimen Erengezgin
Kitabın Adı :Vay Başına Yoga Gelenler
Yazar :Çimen Erengezgin
Yayınevi :Yitik Ülke Yayınları
Sayfa Sayısı :222


Bir eğitmenin gözünden, bir öğrencinin zihninden…
Çimen Erengezgin bu defa yoga deneyimlerini, hem yıllar süren öğrencilik hem de eğitmenlik tecrübeleriyle harmanlayarak öyküleştirdi. Yazar, yogayla ilk kez tanışan bir öğrencinin iç sesiyle, son derece samimi ifadelerle ve açık yüreklilikle neler düşündüğünü ve yaşadığını esprili bir dille aktarıyor.
Öğrencinin maceraları gülümsetirken, aynı zamanda bir yoga öğretisine dönüşüyor. Bu kitapla yoga, öğrencilerinin bakış açısıyla açılmış yeni bir pencere ediniyor. Bugüne kadar hep eğitmenler anlattı, şimdi sıra öğrencilerde…
“Hoppalaaa! Hoca konuşuyor ben içimden cevap yetiştiriyorum. Herkes böyle mi, yoksa onlar içlerinden konuşmuyorlar mı? Sussana kızım ne konuşuyorsun bıdır bıdır, konsantre ol da hareketleri kaçırma! Bak yine konuşuyorum, ay yoruldum yemin ederim, daha hareketler başlamadan içimdeki konuşkan hanım beni fazlasıyla yordu.
Hayır yani hocayı mı takip edeyim, susmak bilmeyen kendi iç sesimi mi dinleyeyim? Bu arada da gözleri kapat diyor hoca, işte şimdi yandık. Çaput çarşısı oldu mu sana vıdı vıdı olimpiyatları…”


                                                            Kozmokitap

7/13/2017

Anladım ki Sonbaharsın - Ceynur Daldal || Kitap Yorumu


Anladım ki Sonbaharsın  - Ceynur Daldal

    Merhaba , yeni bir yazarla tanıştım ve sizleri de tanıştırmak istiyorum. Ceynur Daldal 1999 doğumlu bir genç kız. Yazdığı yazıları babası ve yayınevinin katkısı ile kitap haline getirmiş ve iki de öyle yapmış. Anladım ki Sonbaharsın bir roman. Gençlerin çok seveceği romantik bir kitap.  Daha ilk romanı olmasına rağmen oldukça başarılı bir kalemi var Ceynur Daldal'ın . Yazmaya devam ettikçe kendisini daha da geliştireceğini , tarzını oturtacağını ve ufak tefek hataları düzelteceğini düşünüyorum.

   Bir gençlik romanı kitap. Elis baş karakterimiz olsa da yan karakterler de önemli yer tutuyor kitapta. Öncelikle de Elis'in yakın arkadaşları .

   Elis ile depresif bir kız olarak tanışıyoruz kitapta. Aşk acısı çekiyor, yaşamdan kendisini soyutlamış adeta.
Hayata devam etmesi için dürtülmeye ihtiyacı var.

Anladım ki Sonbaharsın  - Ceynur Daldal

   Acı çeken kızı ve acısının sebebi olan Yağız'ın adını duydukça çok sinirlendim. Fakat esas Elis'in aşkının karşılıksız olduğunu ve Yağız ile arkadaşlık dışında yaşanmışlıklarının olmadığını okuyunca Elis'e daha çok kızdım. Terk edilmenin acısı, geçmiş günlerin acısı depresyona sokabilir , tamam da sen hiç Yağız ile çıkmamışsın, sana sevdiğini söylememiş bu kadar - üç yıl - acı ve gözyaşına değer mi?? Kız ergen  ,yazarımız da ergen olunca duyguları üst notalarda yaşamışlar doğal olarak...

    İzmir'de üniversiteyi kazanan Elis en yakın arkadaşı Derin  birlikte ev tutarlar. Sürekli depresyonda zannettiğim Elis'in güldüğünü ve arkadaşları ile de iyi vakit geçirdiğini görmek beni mutlu etti. Üniversite yaşamı ,arkadaşlıklar, yeni bir şehir derken Elis'in hayatına yeni birisi girer : Doruk...

   İşte bu noktadan sonra kitap hızlanmaya ve olaylar karışmaya başlar. Aslında Elis ayakta uyuduğunu ve en yakını zannettiklerinin arkasından nasıl işler çevirdiğini öğrenir.

Anladım ki Sonbaharsın  - Ceynur Daldal


   Kitabı merakla  ve hızla okumaya başladım. Hem konu olarak beni cezbetti hem de bu kadar genç olan kardeşimizin kalemini merak ettim. Kendi kızımdan biliyorum bazı gençlerin kalemi çok kuvvetli oluyor. Biraz destek ve cesaret ile çok güzel yerlere gelebilirler. Kitabın başlarında gençlerin diyalogları oldukça fazla geldi bana . Daha kısa şekilde olaylar anlatılabilirdi. Fakat Doruk'un ortaya çıkmasından sonraki kesimlerde olaylar daha bir hızlanıp hareketlendi. Böyle olunca kitap okuma hızı da artıyor meraktan. Birçok olay ve kargaşa dolu geçiyor bu zaman ve ben Elis'in bazı davranışlarına anlam veremeyip kızdığım yerler oldu. Ben şahsen başıma onca işler açan insanlara karşı bu kadar hoşgörülü ve anlayışlı olamam....

   Genç ve yeni yazarlarımıza şans verilmesi ve seslerinin duyulması taraftarıyım. Kitabı sevdim, eğlenceli bir kitap genel itibari ile. Sizlerin de bu genç yazarımıza bir şans vermenizi istiyorum:)))



Anladım ki Sonbaharsın  - Ceynur Daldal
Kitabın Adı :Anladım ki Sonbaharsın
Yazar :Ceynur Daldal
Yayınevi :Truva Yayınları
Sayfa Sayısı :368


Elis, hayatını geçmişinin acıları ile boğulmaya adamış genç bir kızdır. Hayatından ve kendisinden o kadar habersizdir ki Doruk’un rutin yaşamına girmesiyle başlayan yalanlardan sıyrılma serüveni ona bambaşka kapılar açacaktır. Düşündüğü ve hayal ettiklerinin aksine onu bambaşka bir yolculuk beklemektedir. Hiç beklemediği bir karanlığın içinde oradan oraya savuran bir rüzgâr…
Yalanlar ve mutluluklar ne zamandan beri birbirini kapatır vaziyettedir? Yoksa bazı yalanlar mutluluğu yaşatabilecek kadar güvenilir mi? Fakat nasıl olur? Bir yalan ne kadar güvenilir olabilir?
Çok sevmiş bir kadın için geçmişten kurtulabilmek ne kadar kolaydır? “Bir mucize olmazsa?” Bir tarafta lise aşkı olan Yağız öteki tarafta ise yıllardır kendisini tanıdığını iddia eden bir ukala… Elis için hayat denilen macera en yakın arkadaşı Derin’in ihanetinden de sonra daha yeni başlamaktadır aslında!
“Bakın ne diyeceğim size, beni kulaklığım ve birkaç okuma kitabımla beraber uzay boşluğuna falan fırlatsanıza Satürn’ün uydularından birisine otururum ardından ayaklarımı sallandırıp Dünya’nın ne kadar acımasız olduğuna birde oradan şahitlik ederim.” Elis, hayatını geçmişinin acıları ile boğulmaya adamış genç bir kızdır. Hayatından ve kendisinden o kadar habersizdir ki Doruk’un rutin yaşamına girmesiyle başlayan yalanlardan sıyrılma serüveni ona bambaşka kapılar açacaktır. Düşündüğü ve hayal ettiklerinin aksine onu bambaşka bir yolculuk beklemektedir. Hiç beklemediği bir karanlığın içinde oradan oraya savuran bir rüzgâr… Yalanlar ve mutluluklar ne zamandan beri birbirini kapatır vaziyettedir? Yoksa bazı yalanlar mutluluğu yaşatabilecek kadar güvenilir mi? Fakat nasıl olur? Bir yalan ne kadar güvenilir olabilir? Çok sevmiş bir kadın için geçmişten kurtulabilmek ne kadar kolaydır? “Bir mucize olmazsa?” Bir tarafta lise aşkı olan Yağız öteki tarafta ise yıllardır kendisini tanıdığını iddia eden bir ukala… Elis için hayat denilen macera en yakın arkadaşı Derin’in ihanetinden de sonra daha yeni başlamaktadır aslında! “Bakın ne diyeceğim size, beni kulaklığım ve birkaç okuma kitabımla beraber uzay boşluğuna falan fırlatsanıza Satürn’ün uydularından birisine otururum ardından ayaklarımı sallandırıp Dünya’nın ne kadar acımasız olduğuna birde oradan şahitlik ederim.”


                                                            Kozmokitap

7/08/2017

Küçük Mucizeler / Aşka Yer Var mı ? - Jane Porter, Susan Fox || Kitap Yorumu

Küçük Mucizeler / Aşka Yer Var mı ? - Jane Porter, Susan Fox

  İlk defa Harlequin kitabı okuyorum. Benim okuduğum klasikler serisindenmiş. Kitapçılara gittiğim birçok seferde bu kitaplara denk geldim fakat hiç almadım. Sanki bu tarz seri kitaplara karşı biraz mesafeliyim ya da önyargılıyım mı demeliyim bilemedim...  Ön yargılısın da bu kitabı niye aldın diyebilirsiniz bana. Kitabı satın almadım , satın aldığım bir derginin yanında hediye verdiler :))) Kitap iki yıldır kitaplığımda duruyordu ve hiç elim gitmedi ne yalan söyleyeyim.

   Şimdi kitabı okuma öyküme gelirsem instagramda sevdili Minlili  Harlequin serisinden bir kitap okumuş ve yorumlamıştı. Onu görünce kitap ile ilgili fikirlerini sordum ve sanırım biraz da gaza gelerik okumaya başladım kitabı...

    Kitap yorumuma geçmeden önce demeliyim ki benim gibi ön yargılı olmayın. Kitabı çok sevdim...  İçerisinde iki hikaye var ve ikisi de çok güzeldi. Ben bu kitapları +18 olabilir diye düşünerek uzak duruyordum ki olmadığını fark ettim. Diğer kitaplar ile ilgili bir şey söyleyemeyeceğim fakat benim okuduğum öyle değildi.

   İlk hikaye küçük Mucizeler .  Jane Porter'ın kalemi ile ilk defa tanıştım ve güzeldi. Kitabın konusu da boşandıktasn iki yıl sonra tekrar evlenmek üzere olan Marco eski karısının onu ziyatere geleceğini öğrenir. Çocuklarını da alıp ondan uzağa giden eski karısına çok kızgındır. En çok da çocuklarını ondan uzaklaştırdığı için... Bu dönüş evlilik planlarını riske atacak ve sorun çıkartacak diye düşünürken eski karısını karşısında olgunlaşmış ve güzelliğinden birşey kaybetmemiş olarak bulur... Gerisi iiçn hayal gücünüzü kullanabilirsiniz. Oldukça romantik ve hoş bir hikayeydi...

   İkinci hikaye Aşka Yer Var Mı?   Allison aşksız bir evlilik yapmayı asla aklından geçirmiyordu. Fakat ona bakan eniştesinin bankası batma noktasına gelince çok sevdiği halasını üzmemek için sonradan zengin olmuş Blue ile bir evlilik yapar. Bu cekici adamı sevmeye başlayan Allison , aşka inanmadığını söyleyen Blue 'yu kendisine aşık edebilecek midir?  Blue ve Allison'un ilişkisi başlarda biraz garip olsa da konu ilerledikçe Blue 'yu daha yakından tanıyor ve korkularını anlıyoruz.

İki hikayeyi de çok sevdim. Bekli denk gelirsem yine bu yayınlara şans verebilirim. Siz hiç Harlequin kitaplarından okudunuz mu? Fikir ve önerilerinizi benimle paylaşırsanız sevinirim:))


Küçük Mucizeler / Aşka Yer Var mı ? - Jane Porter, Susan Fox

Kitabın Adı :Küçük Mucizeler / Aşka Yer Var mı ?
Yazar :Jane Porter, Susan Fox
Yayınevi : Harlequin Türkiye
Orjinal adı :Marco's Pride / An Arranged Marriage
Çevirmen :
Sayfa Sayısı :223


Jane Porter - Küçük Mucizeler
Marco fırtınalı evlilikleri sona erdiğinde, karısı iki küçük kızını da yanına alarak onu terk etmişti. İki yıl sonra Payton İtalya'ya döndü... Kızların, babalarını tanımalarının zamanı gelmişti. İlk başta Marco ile arasındaki mesafeyi korumaya kararlıydı. Ancak kocasını yeniden görmek, ona karşı olan hislerini görmezden gelmesine engeldi. Bedeninin, hala kocasının dokunuşu için yanıp tutuştuğunu kabul etmek zorundaydı.

Susan Fox - Aşka Yer Var mı ?
Blue Sumner'ın hayatı zorluklarla geçmişti. Fakir bir çocukluktan, milyarder bir adam olma yolunda, bulunduğu yere dişiyle tırnağıyla kazıya kazıya gelmişti. Saygıdeğer bir eş ve çocuk haricinde, paranın alabileceği her şeye sahipti. Maddi sıkıntı yaşayan bir bankerin yeğeni olan, Allison Lancester, iyi eğitimi ve düzgün aile yapısıyla, her zaman sahip olmayı dilediği, sosyal statüye onu taşıyabilecek ideal eş adayıydı. Allison, sadece aşk evliliğine inanıyordu ama ailesi farklı düşünüyordu. Blue'nun sosyal statüye ihtiyacı olduğu kadar, onların da, Blue'nun parasına ihtiyacı vardı. Onlarınki bir anlaşma evliliğiydi, aşka yer yoktu. Yoksa var mıydı? Blue, güzel gelinini öptüğü zaman ikisinin de içinde kopan fırtınalar neye alametti?"


                                                            Kozmokitap

7/07/2017

Ölümün Soğuk Sesi - Jane Casey || Kitap Yorumu

Ölümün Soğuk Sesi - Jane Casey

    Merhaba:)) Her ayın 5 inde instagramda arkadaşlarla bir Jane Casey kitabı okuyoruz. Bu ayın kitabı da Ölümün Soğuk Sesi. Jane Casey polisiye türünde oldukça başarılı bir yazar. 5. Kurban  kitabı ile tanıştım yazarın kalemi ile . O kitabını da çok sevmeme rağmen Ölümün Soğuk Sesi , 5. Kurban'ın önüne geçti benim için.


   Bu sefer her ne kadar ağır ağır , tadını çıkara çıkara okuyacağım desem de kitaba başlayınca katil o mu bu mu  derken, ip uçlarının peşinde koşarken bir de baktım ki kitap bitmiş.  Üstelik sabah başladım, akşam bitmişti ve gündüz ben evde yoktum ,kitap da yanımda değildi. Düşünün artık sürükleyiciği!...

   Kitap yine birinci tekil şahıs anlatımı ile yazılmış. Bu tarz anlatımları daha çok seviyorum çünkü anında kitabın içine dalıyorum ve baş karakterin yerine geçiyorum. Olayları birebir takip etmek daha zevkli oluyor.

Ölümün Soğuk Sesi - Jane Casey


Sarah annesi ile yaşayan bir İngilizce öğretmenidir. Hayatı evden okula okuldan eve geçmektedir. Tabi akşamları yaptığı koşu sayılmazsa...

   Sarah'ın bir öğrencisi kaybolur. Jenny ... On iki yaşında bir çocuk....  Sarah kaybı öğrendiği akşam çıktığı koşuda kızın cesedini bulur.

   Bu olay Sarah'ın içinde kapattığını zannettiği ve asla kapanmadığını anladığı eski yaraları gün yüzüne çıkarır.

    Sarah küçük bir kızken abisi Charlie kaybolmuştur ve bir daha asla bulunamamıştır. Onu en son gören kişi Sarah olduğu için hep bir şey bildiği ve söylemediği düşünülmüş ve annesi tarafından gizli gizli suçlanmıştır. O zamandan bu yana annesi ile ilişkileri de berbattır zaten. Annesi yaşayan bir ölüye dönüşmüştür. Bu olay aileyi paramparça etmiştir.

Ölümün Soğuk Sesi - Jane Casey


Aynı şeyin Jenny'nin ailesine olmaması için Sarah da kendi çapında araştırmalara dahil olur ve bu polisin gözünde onu bir şüpheli haline getirir .

  Kitabı okurken hem Charlie'ye ne olduğunu merak ediyor hem de Jenny'nin katilini tahmin etmeye çalışıyoruz. Jane Casey bize öyle küçük küçük ekmek kırıntıları bırakıyor ki takip ederken birden çok şüpheli oluşuyor aklımızda. Adeta kanıtları işleme yapar gibi işliyor yazar. Göze sokmadan fakat etkileyerek!.. Acaba mı diyorsunuz okurken. Bu da olabilir mi?

   Kitabın sonlarına doğru tempo artıyor ve jenny'nin başına gelenleri ve ona yapılanları öğrenince sinir oluyorsunuz. Kitap öyle bir şekilde bağlanıyor ki şok yaşayabilirsiniz... Hadi ya , nasıl??? Olur mu böyle bir şey??? Gibi bir çok cümle sarf edeceğinizi düşünüyorum okurken. Ve bazen de katil o kadar yakın ve olay o kadar basittir ki fark edilemez.......


   Ağustos ayında Jane Casey'nin Acımasız kitabını okuyoruz. Kitabınız varsa bana katılın , beraber okuyalım. Bol kitaplı bir gün olsun:)))





Ölümün Soğuk Sesi - Jane Casey
Kitabın Adı :Ölümün Soğuk Sesi
Yazar :Jane Casey
Yayınevi : Olimpos Yayınları
Orjinal adı : The Missing
Çevirmen : Ayça Sağlam
Sayfa Sayısı :520


On Altı Yıl Arayla Kaybolan İki Çocuk

Sarah Finch küçük bir kızken, ağabeyi dışarıya oynamaya gider ve bir daha asla dönmez. Charlie'nin başına neler geldiğini öğrenememek, aileyi darmadağın eder. Yıllar sonra öğretmen olan Sarah, evine geri dönmüştür. Ağabeyinin odasını kutsal bir mabet gibi kullanan alkolik annesiyle birlikte yaşamaktadır.

Tek Bir Tanık

Ardından on iki yaşındaki Jenny Shepherd kaybolur ve Sarah öğrencisinin cesedini evinin yakınındaki korulukta bulur. Sarah, bu davaya müdahil oldukça kendisiyle ilgili şüpheler de gitgide artar. Fakat kendisini takip eden yalnızca polis değildir.

                                                            Kozmokitap

7/05/2017

Peçeli Ve Köle Türkler - İlknur Altıntaş || Kitap Yorumu

Peçeli Ve Köle Türkler - İlknur Altıntaş




   " Etrafında çok fazla acı varsa, etrafında adaletsizlik varsa nasıl mutlu olabilirsin ki ? " 


   Mayıs  ayında harika bir tarihi kurgu okudum ve yorumunu blogumda yazmıştım. Hallac-ı Mansur Dai .Kitap beni çok etkilemişti ve yazarın olayları ele alış tarzı ve kaleminin gücü beni kendisine hayran bıraktı. Kitabı bitirip yorumunu girdikten sonra yazardan kitabın bir serinin ikinci kitabı olduğunu öğrendim. Normalde kitapları okumadan önce araştırma yaparım. Fakat kitabın anlattığı  tarihi şahsiyet beni o kadar etkilemişti ki  araştırma yapmak aklıma dahi gelmedi.... Bu yüzden utanıyor ve biraz da kendime kızıyorum. Yazar sevgili İlknur Altıntaş kitabın yorumunu girdikten sonra beni bu konuda bilgilendirdi sağolsun ve bana serinin ilk kitabını hediye etti. Peçeli ve Köle Türkler... Ne kadar mutlu oldum anlatamam:)))

   Haziran ayınının ramazana denk gelmesi sebebi ile kitabı okumayı erteledim. Daha sakin bir kafa ile okumak istiyordum. Kitap da 704 sayfa ... Elimde süründürmek istemedim. Fakat kitabı okumaya başlayınca fark ettim ki kitap aynı Hallac-ı Mansur Dai gibi hızla okunuyor. İnanır mısınız 704 sayfayı bir günde bitirdim.

    869 yılını anlatıyor kitap. Ortadoğuda Türkler , Abbasiler , Karmatiler ... Halife , adamları, saray kadınları ve oynanan  oyunlar... Bu oyunlar ki öyle masum değil, insanların hayatlarıma mal oluyor!...

     Ali Bin Muhammed .... Kölelerin ve mazlumların dostu , zalimlerin acımasız düşmanı... Siyah bir peçe ile dolaşıyor , yüzünü görenler sadece güvendikleri. Fakat gözleri! ... Yemyeşil ve ışıl ışıl parlıyor. Onları unutmak mümkün değil...

   Komutan Boğa oğlu Musa... Heybetli , adil ve çok iyi bir komutan . Türk ordularının başında. Abbasi halifesinin hizmetindeler. Kendileri özgür olduklarını düşünüyorlar fakat herkes onlara köle Türkler diyor. Zamanında köylerinden , ailelerinden koparılıp gelmişler ve köle olarak satılmışlar... Fakat şimdi bir orduları var.  Korkulan ve çekinilen adil askerler. ...

    Shahla ... Bir ubbak. Güzel ve tehlikeli bir kız. Kendisini korumayı ve düşmanlarını yok etmeyi çok iyi biliyor. Rüyasında gördüğü yeşil gözlerin sahibini görebilmek için yola düşüyor : Ali Bin Muhammed 'i .

    Taht için birbirine düşman olan öldürülen halifeler ve saman altından su yürüten anneleri... Güvendikleri ve sırtlarından bıçaklayanlar. Aynı kadını seven iki güçlü adam...

      "Bana bak ! Sen binlerce insanı zincirlerinden kurtardın ... Binlerce!  Ne yapsaydık yani, dizlerimizin üzerinde merhamet mi dilenseydik!  O aşağılık heriflerin, evlerimizi, ekmeğimi, toprağımızı çalmalarına izin mi verseydik!  Günün birinde hepimiz öleceğiz Ali. Sorun ölmekte değil!  Nasıl öleceğimizde. .. Özgür adamlar olarak mı?  Yoksa horlanmış, aşağılanmış , sahip olduğumuz ne varsa elimizden alınmış korkak adamlar olarak mı ? " 


   Kitap bir yılda olanları o kadar güzel anlatıyor ki ben bu konu üzerine saatlerce konuşabilirim. Hallac-ı Mansur Dai'de tanıdığım Laila'nın ailesini bu kitap ile öğrenmiş  ve onun nasıl  öksüz kaldığını okumuş oldum. Bütün karakterlere aşinaydım ve kitabı okurken tanıdık bir ortamda hissettim kendimi. Çok rahattım sanki hepsini tanıyordum ve bana hikayelerini anlatmalarını , kendilerini açmalarını bekliyordum. Yazarın tarzını anlamam da bu konuda çok etkiliydi. Tanıdık bir ortamda olunca yabancılık çekmedim , böyle olunca da sayfalar su gibi akıp gitti.

   Tadı damağımda kalan harika bir kurgu idi. Gerçek ve kurgunun bir araya girdiği kitapları çok seviyorum.. Hele bu kitap kendi tarihimizi anlatıyorsa daha çok seviyorum .

  Kaleminize sağlık İlknur Altıntaş . Yazarın diğer kitaplarının da yanımlanmasını dört gözle bekliyorum. Yazarın yeni kitapları hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz sitesini ziyaret edebilirsiniz: http://www.ilknuraltintas.com











Peçeli Ve Köle Türkler - İlknur Altıntaş
Kitabın Adı :Peçeli Ve Köle Türkler
Yazar : İlknur Altıntaş
Yayınevi : Anatolia Kitap
Sayfa Sayısı :704


Yıl, 869
O yıl neler olduğunu hiç bilmiyorsunuz!

Onları hiç tanımıyorsunuz!

İsimleri unutuldu! Unutturuldu!
Onlar...
İsyan topraklarında ,henüz petrole

“Karakan” denildiği zamanlarda yaşadılar!

Arap çölünde…

Basra bataklıklarında...
Bağdat’ta,

Samarra’da,

Daylam’da…
El Katai’de,

Dmaşk’ta…

Aşklarına, hayallerine ve

öfkelerine tanıklık edeceksiniz!

Onların cesaretlerine hayran olacaksınız!

Ve…

Onları bir daha asla unutmayacaksınız.



                                                            Kozmokitap
Scroll To Top